 |
A. Osman Çatana |
Gün gelir birde seni yer..
DüZCE TSYD MASAYA YATIRILDI (24 Eylül 2007) 2007 - 2008 sezonunda spor yazarlığı ve foto muhabirlerinin sorunları Gençlik ve Spor İl Müdürü Korhan öztekin’ in makamında yapılan toplantıyla masaya yatırıldı. Düzce’ de günlük yayın yapan beş yerel gazetenin spor müdürlerinin, iki yerel televizyonun, haftalık yayın yapan gazete yöneticilerinin, İhlas Haber Ajansı ve Anadolu Ajansı Düzce temsilcilerinin katıldığı toplantıya Gençlik ve Spor İl Müdürü Korhan öztekin, ASKF Başkanı Erdoğan Bıyık, Futbol Federasyonu İl Temsilcisi İbrahim Karalmaz ve spor yazarları derneği Düzce şubesi temsilcisi Erol Tayhan katılarak gazete ve televizyonların sorunlarını dinlediler. Zaman zaman hararetli tartışmalar yaşansa da sonunda ortak bir noktada buluşuldu. Basında çalışanlar iki yelek istiyoruz dediler. TSYD Düzce Temsilcisi Erol Tayhan önce bu öneriyi kabul etmedi fakat karşılıklı görüşmelerden sonra iki yeleğin her basın kuruluşuna verileceği kararlaştırıldı. Basın mensuplarının saha içerisinde bazı kriterleri yerine getirmesi gerektiğini ifade eden Tayhan, “Bu kurallara uymayanların basın kartı ve yelek alamayacaklar” dedi. Spor salonunda basın için ayrılan yere başkalarının oturtturulduğunu söyleyen Gençlik ve Spor İl Müdürü Korhan öztekin buna engel olacak kişilerin de basın mensuplarının kendileri olduğunu sözlerine ekledi. Sözlerine basın mensuplarına ayrılan gelen kötü tezahüratların basına mal edileceğini kaydederek devam eden öztekin, “Oradan gelecek her türlü söz sizlere aittir. Bu sebeple oraya başkasını almayın” dedi.”-------------------------------------------------------------------------------------------------- Gazetemizin spor müdürü Hüseyin Akçay 1 yıl öncesinde Düzce’de yaşanan trajikomik TSYD polemiğini işte bu şekilde yansıtıyordu okurlara. Hiç unutmuyorum da bu haberin ardından haftalarca tartışmalar yaşanmıştı. Tartışmanın konusu da ne vahimdir ki spor yazarlarının daha iyi yerlere gelmesi için felan da değil. Vay efendim nasıl “TSYD masaya yatırıldı” yazarmış. Sözüm ona kendisini padişah sanan sayın Tayhan arayıp fırça atıyordu spor müdürüme. O kimmiş de TSYD’yi ve özellikle Tayhan’ı masaya yatıracaktı. Haksız da değildi hani Erol Tayhan. Sana ne be ağabeycim. Bırak ne TSYD’ymiş, spor basınıymış “he” de geç. Yıllarca sayın Erol Tayhan ve onun gibiler alışmışlardı karşılarında boyun bükülmesine, her dediklerine “he” denilmesine. Adam birden “neredeyim ben” dedi şimdi. Baktı biri çıkıp bir şeyler diyor. İşte o 1 yıl öncesinde ben tüm bu olan biteni izlerken yavaş yavaş tanımaya başladım TSYD temsilcisini. O zamanlar da tek soruyu soruyordum bugün de. Madem bu kadar şikayetçisiniz bu durumdan. Hala nasıl oluyor da bu adam TSYD temsilcisi oluyor? Bugün daha iyi anlıyorum ki; hiçbir maç için akreditemi yapmayan, TSYD kartı için yaptığım başvuruyu hiçe sayarak listeden adımı dahi silen sayın Tayhan, değil 1 yıl aradan 10 yıl geçse dahi o TSYD koltuğunda oturur. Ama ne yüzle oturur onu da bana değil kendisine sorun. Kendisi ve kendisi gibi olanlarla ilgili yazacak anlatacak belki de çok şey var. Ama varsın şimdilik bu kadarı yetsin. Sadece istedim ki bundan 10 yıl, 20 yıl sonra (Erol Tayhan bu görevde kaldığı sürece) bu mesleğe başlayacak olan arkadaşlar bilsinler ki, eğer sorunsuz bir spor yazarlığı hayatı istiyorlarsa Erol Amcalar’ının elini öpüp karşısında başı önde duracaklar. Ne derse “evet, haklısın, sen her zaman daha iyisini bilirsin, Allah seni başımızdan eksik etmesin” gibi cümleler kuracaklar ki her sene evraklarını dahi tamamlamadan hatta vermeden kartlarını yeleklerini alacaklar, akrediteleri yapılacak. Ha yok bu onun işi derseler de kusura bakmasınlar ama benim gibi sinirlerinden kendi kendilerini yiyecekler. Ama varsın ben sinirimden kendi kendimi yiyeyim. Bir gün çıkar elbet Tayhan’ı da biri yer